ABD petrol yaptırımlarıyla Tahran'ın direncini kırmayı hedefliyor

Okuma Süresi: 4 Dakika
ABD petrol yaptırımlarıyla Tahran'ın direncini kırmayı hedefliyor
Doviz.com
26.01.2026 11:58

ABD yönetimi, uranyum zenginleştirme işlemlerinin tamamen sonlandırılmasını kapsayan teklifi geri çeviren İran'a yönelik petrol yaptırımları ve enerji politikaları aracılığıyla Tahran'ı taviz vermeye zorluyor.

Washington yönetiminin İran'a karşı uyguladığı kısıtlamalar ve Beyaz Saray'dan gelen askeri müdahale sinyalleri, Orta Doğu bölgesindeki gerginliğin yeniden tırmanmasına neden oluyor.

Bölgedeki diplomatik ve siyasi baskı, geçtiğimiz yıl İran ile ABD arasında gerçekleştirilen nükleer müzakere süreçlerinde daha da derinleşmiş durumda.

Washington tarafı, uranyum zenginleştirme faaliyetlerinin bütünüyle durdurulmasını şart koşan bir anlaşma taslağı sunarken, Tahran yönetimi bu talebin kendi kırmızı çizgilerini çiğnediğini vurgulayarak öneriyi kabul etmeyeceğini duyurmuştu.

Müzakereler devam ettiği sırada ABD'nin İran'ın nükleer tesislerine yönelik birtakım saldırılar gerçekleştirmesi, görüşme sürecinin fiili olarak sonlanmasıyla sonuçlandı.

Trump döneminde nükleer tesisler yeniden hedefte

Donald Trump, uranyum zenginleştirme faaliyetlerine tekrar başlanması durumunda nükleer tesislerin yeniden hedef alınabileceğine dair uyarılarını 2026 yılına kadar taşırken, 22 Ocak tarihinde yaptığı bir açıklamada konuya dair sert ifadeler kullandı.

Trump, söz konusu faaliyetlerin tekrar edilmesi halinde İran'ın başka bir bölgeye geçmek zorunda kalacağını belirterek, orayı da aynı kolaylıkla vurabileceklerini dile getirdi.

Trump, 2016 yılındaki seçim kampanyası süresince de İran ile yapılan nükleer anlaşmayı çok sert bir dille eleştirmişti. Göreve gelmesinin ardından Tahran'a yönelik askeri müdahale dahil her türlü seçeneğin masada olduğunu sık sık vurguladı.

Ekonomik kısıtlamalar ve yaptırım kararları

ABD Hazine Bakanlığı, 3 Şubat 2017 tarihinde İran'ın balistik füze geliştirme programına destek verdikleri gerekçesiyle 13 şahıs ve 12 kurumsal yapıya yaptırım uygulanacağını ilan etti.

Mayıs 2018'e gelindiğinde ise ABD, 2015 yılında imzalanmış olan nükleer anlaşmadan tek taraflı olarak çekildiğini duyurarak maksimum baskı stratejisini hayata geçirdi. Trump'ın ikinci kez başkanlık makamına oturmasının ardından attığı ilk yaptırım adımı yine İran merkezli oldu. Bu dönemde Tahran ile petrol ticaretini sürdüren Çin merkezli firmalar ve ticaret ağları Washington tarafından hedef alındı.

Bu hamleyle doğrudan İran'a yaptırım uygulanmasa da bölgenin enerji gelirlerinin fiilen kısıtlanması amaçlandı. Son olarak 13 Ocak'ta İran ile ticari ilişkisi olan ülkelere yüzde 25 oranında ek gümrük vergisi getirilirken, 23 Ocak'ta protestocuların hayatını kaybettiği iddiasıyla İran petrolü taşıyan gemiler ve ilgili şirketler yaptırım listesine dahil edildi.

Stratejik koz Hürmüz Boğazı ve petrol sevkiyatı

Washington'ın İran'a yönelik yaptırım paketleri ve Trump'ın askeri müdahale imaları, Tahran'ın elindeki en kritik stratejik koz olan Hürmüz Boğazı'nı tekrar tartışmaların odağına yerleştirdi. Bu su yolundan her gün yaklaşık 20 milyon varil civarında petrol ve petrol türevi geçerken, bu sevkiyatın çok büyük bir bölümü Çin başta olmak üzere Asya pazarlarına sevk ediliyor. Dünyadaki toplam doğal gaz ticaretinin yaklaşık yüzde 20'si de bu güzergah üzerinden sağlanıyor.

İran, ABD'ye karşı zaman zaman boğazı kapatma tehdidini dile getirse de bu durum fiili bir eylemden ziyade stratejik bir baskı aracı olarak değerlendiriliyor. Uzman görüşleri, Washington'ın ekonomik baskı adımlarının askeri hamlelere oranla daha kalıcı etkiler yarattığını savunuyor.

İran'ın ihracat yolları ve iç ekonomik tablo

Washington Arap Körfez Ülkeleri Enstitüsü Misafir Öğretim Üyesi Kate Dourian, İranlı yöneticilerin iç toplumsal sorunlar ve ekonomik küçülmeye odaklandığı bu dönemde Tahran'ın askeri kapasitesinin riskli adımlar atmaya elverişli olmadığını ifade etti.

Dourian, Hürmüz Boğazı'ndaki deniz taşımacılığında mevcut durumda bir aksama görülmediğini ve boğazın kapatılmasına dair klasik tehditlerin eskisi kadar yoğun olmadığını belirtti. İran'ın ancak bir saldırı altında kalması durumunda taşımacılığı geçici olarak sekteye uğratabileceğini kaydeden Dourian, İran'ın başka bir ihracat kanalı olmadığını, bu yüzden boğazın kapanmasından en çok Tahran'ın zarar göreceğini ekledi.

Trump'ın ek gümrük vergilerinin rejim üzerindeki baskıyı artırdığını belirten Dourian, ekonomik tarifelerin Asya'daki alıcıları caydırması durumunda Tahran ekonomisinin çok daha ağır bir darbe alacağını vurguladı.

Maksimum baskı politikasının sahadaki sonuçları

Middle East Economic Survey Dergisi Körfez Uzmanı Yesar Al-Maleki, İran'ın olası bir saldırıya vereceği tepkinin saldırının şiddetiyle bağlantılı olacağını ifade ederek bazı değerlendirmelerde bulundu.

Al-Maleki, Başkan Trump'ın elinde askeri olmayan ancak çok daha kuvvetli seçenekler bulunduğunu, maksimum baskı politikasının somut sonuçlar verdiğini savundu. Tahran'ın petrol gelirlerini ülkeye transfer etmekte güçlük çektiğini ve Çinli alıcıların yaptırım riskinden dolayı İran petrolüne mesafeli yaklaştığını belirtti. Bu durumun petrolün daha ucuz satılmasına ve gemilerin depolama alanına dönüşmesine yol açtığını anlatan Al-Maleki, ABD'den gelecek yeni ekonomik hamlelerin rejim sürdürülebilirliği açısından askeri müdahalelerden daha etkili olduğunu dile getirdi.

Ayrıca Haziran ayındaki saldırıların nükleer programı yavaşlattığını ancak tamamen bitirmediğini belirten uzman, ABD ve İsrail'in önceliğinin İran'ın kapasitesini sınırlayarak rejimi zayıflatmak olduğunu sözlerine ekledi.

REKLAMI KAPAT X