15 Temmuz darbe girişimine yönelik sosyal medya paylaşımı gerekçesiyle gözaltına alınan eski AKUT Başkanı Nasuh Mahruki, tutuklama talebiyle sevk edildiği Sulh Ceza Hâkimliği'nce “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçlamasıyla tutuklandı.
Arama Kurtarma Derneği'nin (AKUT) kurucusu Nasuh Mahruki hakkında, sosyal medya hesabından yaptığı 15 Temmuz paylaşımı nedeniyle Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca re'sen soruşturma başlatıldı. Mahruki hakkında 'Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama' iddiasıyla gözaltı kararı verildi. Mahruki İstanbul'daki evinde gözaltına alındı.
Emniyetteki işlemlerinin ardından Nasuh Mahruki bu sabah saatlerinde 'tutuklama' talebiyle Sulh Ceza Hâkimliği'ne sevk edildi.
"Atılan tweet eleştiri sınırlarının ötesinde"
Savcılığın sevk yazısında, "Şüphelinin attığı tweette Türk milletini hedef alan, vatandaşımızı ve güvenlik güçlerimizi şehit verdiğimiz 15 temmuz hain darbe girişimini tiyatro olarak tanımladığı, bu haliyle atılan tweetin eleştiri sınırlarının ötesinde bulunduğu, şüphelinin 571,1 bin takipçisi olduğu, tweetinin yaklaşık 76,3 bin görüntülenmesini göz önünde bulundurulduğunda toplum içinde infial oluşturacak nitelikte bulunduğu, şüphelinin eyleminin açık ve yakın tehlike oluşturduğunun açık araştırma raporu ile sabit olduğu, şüphelinin üzerine atılı suçu işlediğine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların ve tutuklama nedeninin bulunduğu anlaşılmıştır." denildi.
Nasuh Mahruki, “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçlamasıyla tutuklandı.
Ne olmuştu?
Mahruki, sosyal medya hesabından, "15 Temmuz önceden fark edilmiş ancak rejim değişikliği için bir fırsat olarak görülerek bilerek engellenmemiş kontrollü bir şekilde kalkışılmasına müsaade edilmiş bir darbe girişimidir. Baş planlayıcısı ABD'dir, Fil'i feda etmiş, Vezir'i almıştır, Erdoğan'ı Şah yapmış Türk milletini Mat etmiştir" paylaşımında bulunmuştu.
Gözaltına alınan Mahruki, emniyetteki ifadesinde şunları söylemişti:
"Soruşturmaya konu olan Nasuh Mahruki rumuzlu sosyal medya hesabı bana aittir, burada yapılan yine soruşturmaya konu olan yukarıda okuduğunuz metinde yer alan benim de araştırma raporunda gördüğüm paylaşım benim tarafımdan yapılmıştır.
Bu paylaşımda 15 Temmuz'un daha önceden fark edilmiş olduğu, devletin resmi kayıtlarında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nca yürütülen bir soruşturmada o zamanki adıyla Gülen cemaatinin ordu içerisinde bir hazırlık içinde olduğuna dair bilgiler geçiyordu, bir binbaşının girişimden 40 gün önce bu yönde hazırlık yapıldığı ihbarı vardı. Aynı zamanda Rus istihbaratının da bu konu hakkında uyardığı bilinmektedir. Daha yakın zamanda dönemin MİT müsteşarı Hakan Fidan'ın kendisini dönemin Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar'ın bizzat uyardığı yönünde beyanı vardır orduyu içerde tutmasıyla alakalı. Dolayısı ile devletin ilgili birimleri Gülen cemaatinin YAŞ kararları öncesinde tasfiye edileceğini bildiği için böyle bir kalkışmayı öne almak zorunda kaldılar, nitekim onların da elleri ayaklarına dolandı.
Bu süreçte Sayın Cumhurbaşkanı bu kalkışmayı olay başladıktan sonra eniştesinden öğrendiğini söyledi, dolayısı ile devletin ilgili birimleri bu kalkışmadan birden fazla kaynaktan haberdar oldukları halde gecikerek müdahale edilmiştir, bu yüzden 251 vatandaşımız hayatını kaybetmiştir. Polis Özel Harekat Başkanlığı uçaklarla bombalanarak çok sayıda şehit vermiştir. Bu gecikmenin çok ağır bedeli her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı gibi benim de canımı çok yakmıştır. En önce eleştirdiğim konu budur, bu gecikme neden yaşandı? Eğer zamanında müdahale edilseydi 251 şehidi vermezdik.
15 Temmuz sonrasında bu kalkışmanın sonuçlarından birisi de Atatürk'ün emaneti parlamenter demokratik rejimimiz, kuvvetler ayrılığına dayalı cumhuriyetimiz sona ermiş ve ABD'li eski Ortadoğu şefi Paul Henze'nin Türkiye için söylediği, 'Cumhuriyeti kuranlar işi sıkı tutmuşlar, sağlam temellere dayandırmışlar. Hükümeti ikna ediyoruz, Meclis çıkıyor karşımıza, Meclis'i ikna ediyoruz, yargı çıkıyor karşımıza, yargıyı ikna ediyoruz, ordu çıkıyor karşımıza. ABD çıkarları için Türkiye'de tek adam rejimi kurulması gerekmektedir' söylemi, ABD büyükelçisi Tom Barrack'ın sürekli Ortadoğu ülkeleri için uygun olduğunu söylediği şekilde rejimimiz kuvvetlerin birleştirildiği başkanlık sistemine geçmiştir. Bu işin planlayıcısı ABD'dir.
Ben burada satranç oyunundaki taşlara benzetme yapmaya çalıştım. Fil ABD'nin beslediği herkesçe bilinen Gülen cemaatidir, vezir parlamenter sisteme dayanan kuvvetler ayrılığı ilkesinin bulunduğu cumhuriyetimizdir, şah dediğim cumhurbaşkanı yetkilerinin yeni dönemde kuvvetler birliğine dönüşmesidir, mat dediğim ise Türk milletinin parlamenter sistemi kuvvetler ayrılığı ilkesini kaybetmesidir.
Paylaşım hakkında üzerime atılı olan 'Halkı kin, nefret ve düşmanlığa sürükleme veya aşağılama' suçunu işlemedim, bu üzerime atılı olan suçlamanın bu paylaşımdan nasıl çıkarıldığını anlamadım. Böyle bir niyetle bu paylaşımı yapmadım, asıl eleştirdiğim ABD'dir ve Gülen cemaatinin darbeye kalkışacağını önceden bildiği halde bunca acının yaşanmasına sebep olan gecikerek müdahale eden ilgili devlet birimleridir. Bu darbenin kazananı ABD'dir. Üzerime atılı olan suçlamayı işlemediğim için serbest bırakılmayı talep ediyorum."