
Asgari ücret müzakerelerinde masada yer almayan sendikalardan biri olan DİSK, iş dünyası temsilcilerinin bölgesel asgari ücret talebinin ardından uygulamanın potansiyel risklerine dikkati çekti.
Doğrudan 7 milyon çalışanı, dolaylı olarak ise toplumun tamamını ilgilendiren asgari ücret zammı için süreç dün itibarıyla başladı. Bakan Işıkhan’ın başkanlığında, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının ev sahipliğinde toplanan komisyonda, işçi tarafını TÜRK-İŞ, işveren tarafını ise Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK) temsil etti.
Toplantının ardından basın mensuplarına açıklama yapan TÜRK-İŞ Genel Başkan Yardımcısı Ramazan Ağar ise asgari ücretin makul bir ücret üzerinde oy birliğiyle tespit edilmesini temenni ettiklerini dile getirerek, toplantıda sunumlarını gerçekleştirdiklerini fakat herhangi bir rakam konuşulmadığını söyledi.
Ağar, Asgari Ücret Tespit Komisyonu’nun ikinci toplantısının ise 16 Aralık Pazartesi günü gerçekleştirileceğini bildirdi.

Bölgesel asgari ücret tartışması
Milyonlarca işçi ve işverenin beklediği ikinci toplantı öncesinde iş dünyası temsilcileri ise asgari ücretin bölge ve sektöre göre belirlenmesi talebini dile getirmeye devam ediyor.
Ancak, DİSK tarafından yayımlanan son rapor, bölgesel asgari ücretin bazı riskleri de beraberinde getirdiğini gösteriyor. Buna göre DİSK’in raporunda bölgesel asgari ücrete ilişkin şu bilgiler yer alıyor:
“Bölgesel asgari ücret 50 yıl önce vazgeçilen bir uygulama”
“Türkiye’de bölgesel asgari ücret 1951-1974 arasında uygulandı ve 1974’te terk edildi. Bölgesel asgari ücret 50 yıl önce vazgeçilen bir uygulamadır. Türkiye bu yöntemi denemiş ve vazgeçmiştir. 1974 yılında Bülent Ecevit’in Başbakanlığındaki CHP-MSP Koalisyon Hükümeti döneminde bölgelere göre asgari ücret uygulamasından vazgeçilerek ulusal ölçekli bir asgari ücret yöntemi benimsenmiştir.
Bölgesel asgari ücret uygulaması eyalet ve federal sisteme sahip sınırlı sayıda ülkede (ABD, Kanada, Hindistan, Çin gibi) söz konusudur. Avrupa Birliği ülkelerinde bölgesel asgari ücret uygulaması yoktur. Hatta eyalet sistemine sahip Almanya bile bölgesel asgari ücret sistemi değil ulusal asgari ücret sistemi uygulamaktadır. Ulusal ve merkezi devlet yapısına sahip ülkelerde istisnai örnekler dışında bölgesel asgari ücret uygulanmamaktadır.
"Asgari ücrette çıtanın düşmesine yol açabilir"
Bölgesel asgari ücret üniter devlet yapısına sahip ülkelerde anayasal kurallar ve eşitlik ilkesi açısından da ciddi sorunlara yol açabilir. Bölgesel asgari ücret hem hukuksal hem de sosyal sakıncalar yaratır. Öte yandan bölgesel asgari ücret önerisi asgari ücretin tanımıyla ve özüyle çelişen bir öneridir. Asgari ücret, bir ülkedeki en düşük ücrettir. Onun altı olamaz. Bu Anayasa’ya ve eşitlik ilkesine aykırı olur. Bölgesel asgari ücret mevcut asgari ücret çıtasının çok altına inilmesine ve gelir dağılımı adaletsizliğinin artmasına yol açabilir, bölgeler arası gelir uçurumunu derinleştirici sonuçlar doğurabilir.
Öte yandan bölgesel asgari ücret tartışması dipsiz kuyudur. Bölgelerin hangi esasa göre belirleneceğinin yanı sıra metropoliten kentlerde aynı kent içinde bile ciddi yaşam maliyeti farkı söz konusu olması nedeniyle tartışma büyüyecektir. Örneğin, İstanbul’da Sultanbeyli ile Şişli, aynı yaşam maliyetine sahip değil. Aynı şekilde Ankara’da Çankaya ile Sincan’da da yaşam maliyeti oldukça farklıdır.
Aynı şekilde sektörel ve mesleki asgari ücret tartışmaları da çözüm getirmeyecek tartışmalardır. Asgari ücret sistemi ücret farklılıklarını düzenleme amacı gütmez. Asgari ücretin amacı ücretlerin en alt düzeyini korumak ve en az ücret düzeyini piyasaya bırakmamaktır.
Bölgesel asgari ücret talebini ileri sürenlerin bir bölümü büyük kentlerde yaşam maliyetinin yüksekliğini örnek gösteriyor ve bu bölgelerde asgari ücretin yüksek olması gerektiğini savunuyor. Bu saptama doğrudur. Bölgelere, sektörlere ve mesleklere göre ücretlerin farklılaşması doğru bir taleptir. Ancak asgari ücretin işlevi bu değildir. Asgari ücret adı üzerinde insanca yaşamaya yetecek en az ücrettir. Onun altına inilmesi söz konusu değildir. Bölgelere, sektörlere, mesleklere ve işe göre ücret farklılaşmasını sağlayacak olan ise toplu pazarlık sistemidir.
“Türkiye’de asıl sorun asgari ücretin ortalama ücret haline gelmesidir”
Türkiye’de asıl sorun bölgesel veya sektörel asgari ücret değil asgari ücretin ortalama ücret haline gelmesidir. Farklı bölgelerde ve sektörlerde ücretler arasında bir denge kurulmasının önemli bir yolu toplu iş sözleşmeleri, diğer yolu ise imzalanan toplu iş sözleşmelerinin sendikasız işletmelere teşmil (genişletilmesi) edilmesidir. Teşmil mekanizması Avrupa ülkelerinde yaygın biçimde kullanılıyor. Böylece asgari ücretin kapsamı azalırken toplu iş sözleşmesi kapsamındaki işçi sayısı artıyor. Türkiye’nin sendikal mevzuatında uzun yıllardır teşmil mekanizması vardır.
“Bölgesel asgari ücrette asıl istenen Anadolu’da ücretlerin düşürülmesidir”
Bölgesel asgari ücret tartışmaları gündeme getirilirken “İstanbul’da ve Anadolu’da yaşam maliyeti aynı değil” iddiası ileri sürülüyor. Ancak burada istenen İstanbul’da asgari ücretin daha yüksek olması değil tersine Anadolu kentlerinde asgari ücretin daha düşük olmasıdır.
Bölgesel asgari ücret tartışması büyük kentlerde daha yüksek asgari ücret ödemek için değil tersine küçük kentlerde daha düşük asgari ücret ödemek için yapılıyor. O yüzden bölgesel asgari ücret, asgari ücreti düşürme manevralarından biri olarak ele alınmalıdır. Bu tuzağa ilkesel olarak karşı çıkmak gerekiyor.
Asgari ücretin ortalama ücret olmasının yarattığı çeşitli sorunların çözümü asgari ücreti parçalamak değil asgari ücreti sosyal bir koruyucu alt sınır olarak güçlendirmek, kapsamını daraltmak, bölgeye, işe, mesleğe ve sektöre göre daha yüksek ücretleri ise toplu pazarlıkla veya teşmil yoluyla saptamaktır. Çözüm sendikaları güçlendirmek ve toplu sözleşme kapsamını toplu pazarlıkla veya teşmille yaygınlaştırmaktır. Diğer yollar dipsiz kuyudur, tuzaktır ve sorunları daha ağırlaştırır.”

