Dolmabahçe Sarayı'nda NATO Parlamento Başkanlarına hitap eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “İttifak çapında Teksas'tan Ankara'ya uzanan amasız, fakatsız bir güvenlik ve savunma ağı oluşturmalıyız" dedi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 7-8 Temmuz'da Ankara'da düzenlenecek NATO zirvesi öncesi TBMM Başkanı Kurtulmuş’un ev sahipliğinde NATO Parlamento Başkanları ve heyetleri onuruna verilen öğle yemeğine katıldı. Dolmabahçe Sarayı'nda katılımcı ülkelerin temsilcilerine hitap eden Erdoğan "Avrupa-Atlantik güvenliği tarihi bir dönemeçten geçiyor. İttifakımızın bilhassa doğu ve güneydoğu sınırlarında cereyan eden savaş, kriz, terör ve düzensiz göç gibi tehditler, güvenlik anlayışımızı yeniden şekillendirmemizi gerekli kılıyor. Eski kalıplar, eski ön kabuller bir bir yıkılırken yerlerini neyin alacağı, neyin ikame edileceği henüz bilinmiyor. İstikrar yerine gerilimin, düzen yerine kargaşanın arttığı, öngörülebilirliğin azaldığı, sabah neyle karşılaşılacağını kimsenin kestiremediği bir belirsizlik döneminin tam ortasındayız" dedi. Bu süreçte uluslararası kurumların itibarının yere serildiği bildiren Erdoğan "Yeni dönemin bu boyutunu görmeden eski kavramlarla mevcut durumu açıklamanın pek mümkün olmadığını düşünüyorum. Ankara Zirvesi, tecrübe paylaşımının en üst düzey zemini olacaktır. Sadece müttefikler arasında değil, dünya genelinde de Ankara Zirvesi'ne yönelik yoğun bir ilginin söz konusu olduğunu müşahede ediyorum" diye konuştu. “Müttefikler arasında külfet paylaşımı dengeli olmalı” Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkanlar şunlar oldu: “Zirveden temel beklentimiz, müttefiklerin millî güvenlik hassasiyetlerini gözeten ittifak dayanışmasını ve birlik ruhunu güçlendiren neticelerin elde edilmesidir. Uzun yıllar terörle başarıyla mücadele etmiş ve şimdi terörü tamamen sona erdirmenin çalışmasını yürüten bir ülkenin lideri olarak şunu da ifade etmek isterim ki bu alanda ittifaktan beklentimiz çoktur. Karşı karşıya bulunduğumuz sınamalarla mücadele etmek istiyorsak müttefikler arasında külfet paylaşımını dengeli ve adil şekilde yaparken savunma sanayi ticareti önündeki engelleri de kaldırmamız gerekiyor. Her iki ana başlıkta da evvelki zirvelerde aldığımız kararların uygulanması bu bakımdan çok ama çok mühimdir. Külfet paylaşımı noktasında biz üzerimize düşeni yapıyoruz. Yapmaya da devam edeceğiz. Son olarak, Lahey Zirvesi'nde kabul ettiğimiz taahhütler doğrultusunda savunma harcamalarımızı artırıyor, NATO misyon ve harekâtlarına en fazla katkı sağlayan ilk beş müttefik arasında yer alıyoruz. Ancak bu katkılarımıza rağmen Türkiye'nin Avrupa güvenliğine sağladığı vazgeçilmez faydaların bazı durumlarda göz ardı edildiği de bir vakıadır. Avrupa sütununun gelişiminde söz sahibi ülkelerden biri olarak kıtadaki tüm savunma ve güvenlik girişimlerine dâhil olma iradesine sahibiz. Avrupa Birliği tarafından açıklanan savunma ve güvenlik girişimlerine Türkiye'nin dâhil edilmesi konusunda siz parlamenterlerin yakın ilgi ve desteğini bekliyoruz. Türkiye'nin savunma alanında sahip olduğu kapasiteyi dar siyasi çıkarlar nedeniyle dışlamanın kimseye faydası yoktur. Bu noktada ittifak çapında Teksas'tan Ankara'ya uzanan amasız fakatsız bir güvenlik ve savunma ağı oluşturmalıyız. Ankara Zirvemizin bir diğer ayırt edici özelliği savunma sanayi iş birliğine yapacağı vurgudur. Zirve kapsamında düzenleyeceğimiz NATO Savunma Sanayi Forumu'nda bir yandan gelişmiş ürünlerimizi sergilerken diğer yandan da bu iş birliğini çok daha etkili hâle getirecek tedbirleri ele alacağız. Ve misafirlerimiz, Türkiye'nin savunma sanayi alanında kısa sürede kat ettiği önemli mesafeyi görmüş olacak. Ayrıca, NATO'nun güvenliğe 360 derece yaklaşımı uyarınca Ukrayna, İran, Körfez ve Filistin başta olmak üzere küresel ve bölgesel gelişmeleri değerlendireceğiz. Bu noktada, Amerika Birleşik Devletleri ile İran arasındaki ateşkesin kalıcı bir çözümle neticelendirilmesi için Pakistan ve Katar'ın yanı sıra dost ve kardeş ülkelerle birlikte gereken katkıları vermeyi sürdüreceğiz. Bölgemize ve dünyaya rahat bir nefes aldıran mutabakatı baltalamayı amaçlayan, özellikle Lübnan'ı hedef alan saldırıları yakından takip ediyoruz. Bölgemizin istikrara kavuşmasına tahammül edemeyen, hatta bunu kendi güvenliği için tehdit olarak gören soykırım şebekesinin provokasyonlarına fırsat verilmemesi noktasında sizlerin desteğini bekliyoruz. Orta Doğu'daki gerilimlerin temelinde Filistin meselesi yatmaktadır. İşgal bitmeden, İsrail'in sürekli artan toprak gaspı sona ermeden maalesef bölgemizde kalıcı barış sağlanamaz. Kalıcı barışa giden yolun kapısı ise iki devletli çözümdür. 1967 sınırlarında bağımsız, egemen, toprak bütünlüğüne sahip bir Filistin Devleti mutlaka kurulmalıdır. Bu süreçte siz parlamenterlere de önemli görevler düşmektedir. Burada şuna da dikkatinizi çekmek isterim. Türkiye gerek tarihiyle, gerek toplumsal yapısıyla, gerekse jeostratejik konumuyla Avrupa'dan Asya'ya ve Balkanlar'dan Afrika'ya uzanan geniş coğrafyayla aynı anda iletişim sağlama tecrübesine sahip güçlü bir ülkedir. Biz bu potansiyelimizi bölge barışı ve dünya barışı için azami ölçüde kullanmayı arzu ediyoruz. Rusya-Ukrayna Savaşı'nın diyalogla çözümü noktasında önümüzdeki dönemde netice almamız gerektiğini bilhassa vurgulamak istiyorum. Her iki tarafla da konuşabilen, netice veren süreçleri başlatan, hakkaniyetli duruşuyla her iki tarafın da güvenini kazanmış bir müttefik olarak barış çabalarına aktif katkı vermeyi sürdüreceğiz. Bugün savunma sanayi şirketlerimize yapacağınız inceleme gezisinin bütünüyle buna dâhil olmak üzere çalışmalarınızda başarılar diliyorum. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığımıza bu güzel buluşma için teşekkür ediyorum. İstişarelerinizin ve aldığınız kararların ittifakımız ve dünya barışı için hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum. Sizleri bir kez daha muhabbetle selamlıyorum. Kalın sağlıcakla.” [news_id:890618]