İktisatçı Mahfi Eğilmez, bugünkü köşe yazısında, yüksek faizle kurun baskılanmasının kısa vadede yatırımcıya cazip getiriler sunsa da uzun vadede ekonomide kırılganlıkları artıran ve kalıcı çözüm üretilmeyen bir duruma getirdiğini açıkladı. İktisatçı Mahfi Eğilmez, "Yüksek faiz, düşük kur" başlıklı köşe yazısında, Türkiye’de uzun süredir tartışılan “faiz–kur” dengesinin nasıl işlediğini ve ne tür sonuçlar doğurduğunu anlattı. Eğilmez, ilgili analizinde şunları söyledi: "Faizi yüksek tutarak kuru baskılamak, ekonomide uzun süredir tartışılan bir yaklaşım. Türkiye’de bu durum, Ege Cansen’in de katkısıyla yüksek faiz–düşük kur olarak adlandırılan klasik bir ikilem şeklinde anılıyor. Aslında bu, birbirini hem besleyen hem de boğan bir denge yaratıyor. Eğer enflasyon resmi verilerde olduğu gibi yüzde 30 civarındaysa, bankaların mevduata verdiği yüzde 40–42 faiz oldukça yüksek sayılır. Ama eğer enflasyonun toplumda hissedildiği düzey yüzde 50’nin üzerindeyse, o zaman aynı faiz oranı bu kez düşük kalır. Burada kritik soru şu: İnsanlar enflasyonu yüzde 50’nin üzerinde hissediyorsa, neden paralarını dövize değil de Türk Lirası mevduata yatırıyor? Basit bir hesap yapalım. Dolar kurunun bir yıl içinde 45 TL’den 54 TL’ye çıktığını varsayalım. Elinde 1 milyon TL olan bir yatırımcı bu parayla yaklaşık 22.222 dolar alır. Dolar mevduatında düşük bir faizle yılsonunda yaklaşık 22.444 dolara ulaşır. Aynı para Türk Lirası mevduatta yüzde 35 net faizle değerlendirildiğinde ise 1 milyon 350 bin TL’ye çıkar. Bu tutarı yılsonu kuruyla dolara çevirdiğinizde yaklaşık 25.000 dolar eder. Bu, dolar bazında yüzde 12,5 net faiz getirisi demektir ki dünyada böyle getiri bulunmuyor. İşte bu nedenle, enflasyonun altında gibi görünen faiz oranları bile, kur baskılandığı sürece yatırımcıya döviz bazında ciddi getiri sağlayabilir. Bu mekanizma nasıl çalışır? Faizler yükseldiğinde Türk Lirası cazip hale gelir. Yerli yatırımcı dövizden TL’ye yönelir, yabancı yatırımcı ise carry trade yoluyla yüksek faizden yararlanmak için ülkeye gelir. Döviz arzı artar, kur baskılanır. Kur baskılandıkça TL varlıklar daha da cazip hale gelir. Böylece bir döngü oluşur: yüksek faiz–düşük kur sarmalı. Ancak bu dengenin bedeli vardır. Kur düşük kaldıkça ihracat zorlaşır; çünkü Türk malları yabancılar için pahalı hale gelir. Buna karşılık ithalat artar; çünkü yabancı mallar ucuzlar. Zaten ithalata bağımlı olan üretim daha da bağımlı hale gelir. Daha da önemlisi, ülkeye giren para kalıcı yatırım için değil, kısa vadeli kazanç için gelir. Bu para, geldiği hızla gider. Ve gittiğinde de kuru sıçratır. Bu nedenle sadece faizle kuru baskılamak, bir tedaviden çok ağrı kesiciye benzer. Sorunu geçici olarak hafifletir ama ortadan kaldırmaz. Kalıcı çözüm ise daha zordur: Enflasyonu gerçekten düşürmek, üretim yapısını güçlendirmek ve ithalata bağımlılığı azaltmak gerekir. Bunun için de güven veren bir ekonomik ortam, güçlü kurumlar ve hukuk sistemi şarttır. Kısa vadeli sermaye yerine doğrudan yatırımları çekmek ancak bu şekilde mümkün olur. Aslında bu politika dünyada da biliniyor. IMF tarafından enflasyon sorunu yaşayan ülkelere önerilen bu yönteme döviz kuru çıpası deniyor. Tıpkı akıntıda sürüklenmemek için atılan bir çıpa gibi döviz kurunu bir süreliğine dalgalanmadan uzak tutmaya yarar. O sürede enflasyon düşürülmeye çalışılır. Ne var ki bu çıpa uzun süre tutulmaya çalışılırsa sürüklenebilir. Yüksek faiz ve düşük kurla kurulan bu denge kalıcı değildir. Bu tür dengeler, ekonomiyi düzeltmek için değil, zaman kazanmak için kurulur. O süre doğru kullanılmazsa, bastırılan kur bir gün mutlaka sıçrar. Zaman kazanmanın ötesinde sorunu kalıcı olarak çözmenin yolu hukukun üstünlüğü ve demokrasinin işlerliği başta olmak üzere yapısal reformları yapmaktan geçiyor." [news_id:836644]