Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu Başkanı Nail Olpak, küresel ticaretin dönüşüm geçirdiği yeni süreçte Türk iş dünyası için en temel ihtiyacın öngörülebilirlik olduğunu dile getirdi. Küresel ticaretin yeniden şekillenen düzeninde aktif bir oyun kurucu rolü üstlenmek maksadıyla toplamda 33 farklı ülkeye odaklandıklarını ifade eden Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Başkanı Nail Olpak, yurt içindeki ekonomik iklimde döviz seviyeleri, kur dengesi ve finansmana erişim maliyetlerinin ötesinde, iş dünyası için ilk önceliğin öngörülebilirlik olduğunu vurguladı. Avrupa coğrafyası özelinde gelişen yeni ekonomik eğilimlerin Made in Europe kavramı etrafında toplandığına dikkat çeken Olpak, Türkiye'nin bu yeni oluşumun dışında bırakılmasının, özellikle otomotiv ve kimya endüstrileri başta gelmek üzere birçok farklı sektörde ciddi aksaklıklara ve pazar kayıplarına yol açabileceği uyarısında bulundu. Küresel ticaret ve ticari diplomaside yeni kodlar Dünya ticaretinde yepyeni bir evreye adım atıldığını kaydeden Nail Olpak, bu yeni dönemin yapısal kodlarının DEİK bünyesindeki ticari diplomasi faaliyetlerinin ana odağını şekillendireceğini belirtti. Kurulun gerçekleştirdiği seçimlerin ardından 2025 yılına dair genel bir değerlendirme yapan ve 2026 yılına yönelik beklentilerini kamuoyuyla paylaşan Olpak, bünyesinde 152 iş konseyini barındıran DEİK'in stratejik olarak 33 odak ülke seçtiğini ve bu ülkeler üzerinden küresel ticaretin yeni oyun planında nasıl yer alınacağına dair çalışmalar yürüttüklerini anlattı. Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump ile ivme kazanan korumacı ticaret duvarlarının ardından benzer tarife ve anlaşmaların Avrupa ile Hindistan gibi bölgelerde de yüksek sesle konuşulmaya başlandığını aktaran Olpak, Avrupa bölgesi için güncel ajandanın artık Made in Europe teması olduğunu söyledi. Olpak, "Avrupa’ya olan yaklaşımda Gümrük Birliği’nin güncellenmesi önceliğimizdi" şeklinde konuştu. Lobi faaliyetleri ve sektörlerin geleceği Olpak, Avrupa'daki bu yeni yönelimin arka planında Asya Pasifik bölgesinden gelecek ürünlere karşı bir koruma kalkanı oluşturma hedefinin açıkça telaffuz edilmeden var olduğunu savundu. Avrupa sanayisinin güçlenmesine yönelik bir itirazları olmadığını ancak 30 yıllık süreçte Avrupa üretim ağıyla tam entegre olmuş ve üretim kapasitesi yüksek bir Türkiye'nin bu yeni senaryoda devre dışı kalmasını kabul etmeyeceklerini ifade etti. "Yazılmadan söylenen, burada hedefin Asya Pasifik bölgesinde karşı bir korumanın olacağı. Avrupa sanayisinin güçlenmesine elbette karşı değiliz. Ancak 30 yıldır Avrupa’nın sanayisi ile entegre olmuş, üretimde güçlü kaslara sahip bir Türkiye’nin, bu yaklaşım sebebiyle oyunun dışında kalacağı bir senaryoyu da kabul edemeyiz. Dolayısıyla önümüzdeki dönemde Avrupa nezdinde en önemli lobi faaliyetimiz bu olacak" diyen Olpak, Türkiye'nin bu yapının dışında tutulmasının otomotiv ve kimya sektörleri üzerinde yaratacağı risklere işaret ederek pazar stratejilerinin bu doğrultuda revize edilmesi gerektiğini vurguladı. Çin kaynaklı riskler ve Amerika fırsatı ABD'nin Çin ile yaptığı ticarette yaklaşık 400 milyar dolarlık bir iyileşme sağlamasının Türkiye açısından dolaylı sorunlar doğurduğunu belirten Olpak, Çin'in üretim kapasitesinden vazgeçmeyeceği için bu ürünleri Türkiye'nin de içinde bulunduğu pazarlara yönlendireceğini söyledi. Bu durumun finansman ve maliyet zorlukları çeken Türk ihracatçısı için büyük bir rekabet baskısı oluşturmaya başladığını dile getiren Olpak, en kritik hamlenin ABD ile hedeflenen 100 milyar dolarlık ticaret hacmine ulaşmak olduğunu aktardı. 33 odak ülke stratejisine de değinen Olpak, G-20 üyeleri ve Türkiye'nin en yoğun ihracat yaptığı ülkelerin bu stratejinin merkezinde olduğunu yineledi. Olpak, "G-20 ülkeleri yanı sıra, ülkenin en çok ihracat yaptığı ülkeleri de stratejini bir parçası haline getirerek 33 ülkeye ekstra odaklanıldığını yineleyen Olpak, ABD’den Çin’e, Almanya’dan Rusya’ya, Brezilya’dan Mısır’a kadar uzanan geniş yelpazede listelenen bu 33 ülke özelinde strateji üretme, proje geliştirme, ticari diplomasi yürütme ve somut sonuç oluşturma sorumluluğumuzu artırdık" ifadelerini kullandı. Suriye ve gelecek projeksiyonu Suriye'nin yeniden inşa sürecine dair sorulara yanıt veren Olpak, ülkedeki asıl büyük potansiyelin günlük ticari işlemlerden ziyade yüzlerce milyar dolara ulaşan kamu altyapı yatırımlarında olduğunu ancak bu konuları detaylıca konuşmak için vaktin henüz çok erken olduğunu kaydetti. 2026 yılına dair beklentilerinin daha pozitif olduğunu belirten Olpak, enflasyonla mücadele programının sürdüğünü ve 2025'te sanayicilerin rekabet ile finansman sorunlarıyla yüzleştiğini hatırlattı. Yaşanan zorluklara rağmen Türkiye'nin yüzde 4'e yaklaşan bir büyüme, 273 milyar doların üzerinde mal ihracatı ve 123 milyar doları geçen hizmet ihracatı başarısı gösterdiğini, toplam dış ticaret hacminin ise 820 milyar doları bulduğunu belirtti. 2026'nın reform yılı olmasıyla birlikte yatırım ortamının iyileşeceğini öngördüklerini ifade eden Olpak, iş dünyasının en temel ihtiyacının öngörülebilirlik olduğunun altını bir kez daha çizdi. [news_id:797594]