Reel kesimin 210,8 milyar dolarlık döviz açığının yakından takip edilmesi gerektiğini belirten İktisatçı Mahfi Eğilmez, "Ancak gerçek riskin büyüklüğünü anlayabilmek için bu rakamın yanında şirketlerin döviz gelirlerine, borçların vadesine ve bankacılık sisteminin bu şirketlere olan kredi riskine de bakmak gerekir." dedi.
İktisatçı Mahfi Eğilmez, kişisel blogunda yayımladığı yazıda şirketlerin döviz açık pozisyonuna ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Eğilmez, bir şirketin döviz cinsinden borç taşımasının tek başına risk oluşturmadığını, asıl riskin döviz yükümlülüklerinin döviz gelirlerini aşmasıyla ortaya çıktığını belirtti.
Eğilmez, ilgili analizinde şunları aktardı:
"Bir şirketin döviz yükümlülüğü olması kur riskini de yanında taşır. Ne var ki bu tek başına sorun oluşturmaz. Eğer şirketin döviz geliri de varsa, yükümlülükleriyle gelirini aynı para biriminde tutarak kur riskini önemli ölçüde sınırlayabilir. Asıl sorun, döviz yükümlülüğünün döviz gelirinden fazla olmasıdır. Buna net döviz pozisyonu açığı diyoruz.
Örneğin 100 milyon dolar döviz yükümlülüğü bulunan bir şirketin 30 milyon dolar döviz geliri varsa, net döviz pozisyonu açığı 70 milyon dolardır. Doların TL karşısında yükselmesi, şirketin borcunun TL karşılığını artırır. Gelirleri aynı ölçüde artmıyorsa bilançosu bozulur.
Söz konusu şirketin döviz gelirlerinin yanında döviz varlıkları varsa bunlar riski azaltıcı etki yaratır. Çünkü kurun yükselmesi döviz yükümlülüklerini olduğu gibi döviz varlıklarını da artırır.
Bu durum tek bir şirket için yönetilebilir bir durum olabilir. Ancak ekonomide çok sayıda şirket aynı şekilde döviz açık pozisyonu taşıyorsa, konu makroekonomik bir risk haline gelir. Kur artışı şirket bilançolarını bozar, kredi riskini artırır, yatırımları ve istihdamı olumsuz etkileyebilir.
Türkiye bu mekanizmanın finansal sistem açısından ne kadar önemli olduğunu 2001 krizinde gördü.
Burada bir ayrım yapmak gerekir. 2001 krizinde bankaların kendi döviz açık pozisyonları önemli bir risk oluşturuyordu. BDDK verilerine göre bankacılık kesiminin döviz pozisyonu açığı 19 Şubat 2001'de 15,2 milyar dolar düzeyindeydi.
Şubat 2001'de dalgalı kura geçilmesi ve TL'nin sert değer kaybetmesi, açık döviz pozisyonu taşıyan bankaların bilançolarını ciddi biçimde bozdu. Buna yüksek faiz, likidite sorunları ve bankacılık kesimindeki diğer yapısal problemler de eklenince kriz derinleşti.
2001'in önemli derslerinden biri şuydu: Döviz riski bilançolarda birikir, ancak kur şoku geldiğinde finansal sistem üzerinden ekonominin tamamına yayılabilir.
Bugün bankacılık sisteminin yapısı 2001'den oldukça farklı görünüyor. Ne var ki bu kez de reel kesimin döviz açığı önemli bir büyüklük haline gelmiş bulunuyor.
TCMB, Temmuz 2026 ayı itibarıyla reel kesim firmalarının döviz varlıklarını 190,4 milyar dolar, döviz yükümlülüklerini ise 401,2 milyar dolar olarak açıkladı. Buna göre reel kesimin net döviz pozisyonu açığı 210,8 milyar dolar düzeyinde bulunuyor.
Bu açığı tek başına bir kriz göstergesi olarak değerlendirmek doğru olmaz. Şirketlerin döviz gelirleri, ihracatları, döviz varlıkları, borçlarının vadesi ve kullandıkları riskten korunma araçlarını da dikkate almak gerekir.
Buna karşılık reel kesimin 210,8 milyar dolarlık döviz açığı yakından izlenmesi gereken bir gösterge. Ancak gerçek riskin büyüklüğünü anlayabilmek için bu rakamın yanında şirketlerin döviz gelirlerine, borçların vadesine ve bankacılık sisteminin bu şirketlere olan kredi riskine de bakmak gerekir.
Asıl mesele yalnızca reel kesimin döviz açığından çok bu açığı taşıyan şirketlerin, kur yükseldiğinde borçlarını çevirebilecek ve ödeyebilecek durumda olup olmadıklarıdır."