Kılıçdaroğlu: Nitelikli insanları korumak zorundayız

Okuma Süresi: 6 Dakika
Kılıçdaroğlu: Nitelikli insanları korumak zorundayız
Doviz.com
20 Eylül 2026 22:15

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Avrasya Stratejik Araştırmalar Platformu ziyaretinde Zengezur Koridoru'nun stratejik öneminden eğitim sistemindeki yapısal reform ihtiyacına kadar pek çok konuda kritik açıklamalarda bulundu. Siyaset yapma tarzına ve parti içi demokrasiye dair değerlendirmeler yapan Kılıçdaroğlu, geçmişte alınan kararlar ve ittifak süreçleri hakkında merak edilen soruları yanıtladı.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Avrasya Stratejik Araştırmalar Platformu (ASAD) Genel Merkezi'ni ziyaret ederek heyetle bir araya geldi. Ziyaretin tamamlanmasının ardından basın mensuplarının karşısına geçen Kılıçdaroğlu, Türkiye'nin bölgesel politikaları ve iç siyaset gündemine dair görüşlerini paylaştı.

Zengezur koridoru ve merkez türkiye vizyonu

Zengezur Koridoru'nun Türkiye açısından taşıdığı stratejik öneme dikkat çeken Kılıçdaroğlu, "Türkiye, Azerbaycan’ı kendisinden ayırmıyor. O anlaşmayı Azerbaycan imzalamışsa Türkiye de imzalamış kabul ediyor. Öyle düşünüyorum ben şahsen. Ama normalde Türkiye’nin bu sürecin içinde olması lazım. Çünkü Kuşak-Yol Projesi dediğimiz Zengezur Koridoru bizim açımızdan çok önemli. Orta Asya açısından da çok önemli. Çünkü onlar da Akdeniz’e, Mersin Limanı’na ulaşmak istiyorlar. Bizim Merkez Türkiye Projesi’nin temel noktası da buydu zaten. Türkiye’yi merkez alan, büyük, gelişmiş bir ülke... Orta Asya’dan, Doğu Akdeniz’den ve Ege’den kazanımlarımız olacaktı ve Türkiye, merkez ülke olarak kendi bölgesinde önemli bir konuma gelmiş olacaktı." dedi.

Bilimsel araştırma ve geliştirme faaliyetlerinin modern dünyadaki ekonomik karşılığını vurgulayan Kılıçdaroğlu, gelişmiş ülkelerin bu alanlara ayırdığı devasa kaynakları hatırlattı. Nitelikli insan kaynağının korunması gerektiğini savunan Kılıçdaroğlu, "Bürokratken Amerika’ya gitmiştik. Sağlık Bakanlığı müsteşarları da vardı. Bizi bir merkeze götürdüler. Kapalı bir salon, futbol sahası büyüklüğünde. Her masanın önünde de bir bilgisayar. 'Nedir burası?' dedik. Dünyada sağlık açısından çözülemeyen ne kadar olay varsa buraya gelir. Buradaki hocalar, bilim insanları, meraklılar oturur çalışırlar. 'Acaba biz bunu çözebilir miyiz?' diye. Çözebilirlerse zaten mesele yok, çok para kazanacaklar. Çözemezlerse uğraşıyorlar. Şimdi dünyada belli ülkeler bilime ve araştırmaya büyük önem veriyorlar. Çünkü bir keşfin bir ülkeyi ne kadar zengin ettiğini artık bilmemiz gerekiyor. Biz buna yüksek yetenek inşası diyoruz. Bir toplumu ileriye taşıyan, o toplumun nüfusunun yüzde 1,5-2’sidir. Yüzde 1,5-2, yani üstün zekâlılar. Üstün zekâlıları devlet korur. Bunlara özel ayrıcalıklar tanır, özel olanaklar sağlar. Örneğin Covid-19 aşısını iki Türk kökenli Alman vatandaşı buldu. Alman ekonomisine kazandırdıkları para 40 milyar dolar. Bir aşıyla 40 milyar dolar. Biz bulsaydık biz kazanacaktık. Şimdi bizim Millî Eğitim Bakanlığı bu yüksek yetenek inşasını hâlâ kavramış değil. Nitelikli, zeki çocuklara özel sınıflar açmak lazım. Hele bu yapay zekâdan sonra artık öyle ezber falan bitti. Çocuk ne kadar nitelikli soru soruyorsa eğitim o kadar başarılıdır. Zaten evde tarih kitabını okumasına gerek yok. Yapay zekâ o bilgiyi veriyor size. Siz çocuğun soru sormasını, nitelikli soru sormasını ve o sorunun yanıtını aramasını isteyeceksiniz. Eğitim sistemi tepeden tırnağa değişmek zorunda. Millî Eğitim Bakanı bunun farkında mı bilmiyorum. İngiltere özel bir yasa çıkardı. Dünyanın en önemli 20 üniversitesini saydı. 'Bu üniversitelerden mezun olanlara hiçbir soru sormadan İngiltere vatandaşlığı vereceğim' dedi. Bizde de en nitelikli gençlerimiz Batı’ya gidiyor. İyi para veriyorlar. Yani ben gayet iyi biliyorum. ASELSAN’dan kim bir uzman getirirse Hollanda’ya, 5 bin euro ikramiye veriyorlardı. Oradan bir kişiyi getirirse... Şimdi biz nitelikli insanları korumak zorundayız." ifadelerini kullandı.

Devlet politikaları ve akademik özerklik vurgusu

Nitelikli gençlerin korunmasının partiler üstü bir mesele olduğunu belirten Kılıçdaroğlu, "Tabii bu bir siyasi partinin çözeceği bir olay değil. Bu, bir devlet politikası hâline gelmek zorunda. Yani bütün siyasi partilerin belli noktalarda ortak hareket etmeleri ve ortak çözümler üretmeleri gerekiyor. Devlet politikasıyla günlük politikaları ayırmak gerekiyor. Tabii bu benim şahsi görüşüm. Mesela dış politika, bir devlet politikasıdır. Ama iç politikada çok farklı düşünebiliriz, çok farklı görüşlerimiz olabilir. Ekonomi bir devlet politikası olmaz. Orada devlet politikası, ekonominin gelişmesi, kişi başına gelirin artmasıdır. Bütün partiler bunu ortak dillendirebilir ama yol ve yöntem ayrılabilir. Her siyasi partiye göre farklı bakılabilir, farklı çözümler üretilebilir. Zeki çocukların korunması lazım. O çocuklara özel önem verilmesi lazım. Özel sınıflar açılması lazım. Eğer gerçekten başarılı bir sonuç elde etmelerini istiyorsak Millî Eğitim Bakanlığı'nın bu çocuklar için özel çaba harcaması gerekiyor. Özel okullar, özel sınıflar açması lazım." açıklamasını yaptı.

Akademik özgürlükler ve rektör atama sistemine yönelik eleştirilerini sıralayan CHP lideri, "Bir üniversite kendi rektörünü seçemiyorsa orası üniversite değildir. Özerk değildir. Bir üniversite kendi rektörünü nasıl seçmez? Niteliklerini koyarsınız. O niteliklere uygun beş kişi çıkıyorsa oylama yapılır, birisi rektör olur. Onu bile beceremiyoruz. Onu bile siyaset kurumu belirliyor. Hani siyaset kurumu bilimsel bir kurum olsa tamam, anlarım tabii ama öyle bir kurum değil. Dolayısıyla bilim insanlarına her türlü olanağı sağlamak lazım" diye ekledi.

Siyasal özeleştiri ve ittifak süreçleri

Kılıçdaroğlu, geçmişteki kararlarına dair gelen bir soru üzerine her siyasetçinin hata yapabileceğini kabul ederek, "Eğer siz her yaptığınızın doğru olduğunu iddia ederseniz büyük bir yanılgıya düşersiniz. O zaman hata yapmak alışkanlık haline gelebilir. Eksiğimiz var mı? Var tabii. Yanlışımız var mı? Var. Ben en son özür bile diledim. Yani yaptığımız hatalardan, eksikliklerden dolayı özür de diledim. Dolayısıyla bir siyasetçinin 'Her yaptığım ya da her düşündüğüm doğrudur' demesi bizi yanılgıya sürükler. Bu partinin bir özelliği var. O güzel bir özelliktir. Bu partiyi diri tutan, itiraz kültürüdür. Yani bir şey söylersiniz, 50 kişi itiraz eder. İtiraz ederler. Dinlersiniz bunları, ama dinlersiniz yani. 'Vay, sen nasıl Genel Başkan’a itiraz edersin?' diye bir kültürümüz yok. İtiraz edilir. MYK'de itiraz edilir. Arkadaşlar itiraz ederler, 'Bu yanlıştır' derler. Sonra bir araya geliriz. Sonuçta bir karar veririz. Yani günün deyimiyle ortak aklı oluşturmaya çalışırız. Benim hatalarım yok mu? Var tabii. Eksiğimiz de var, hatamız da var, yanlışımız da var. Bunların olmaması mümkün değil. Çünkü hata kavramı insana özgü bir kavramdır. Çünkü aklını kullanan tek canlı insandır. Bizim dışımızdaki canlılar içgüdüleriyle hareket ederler, akıllarıyla değil. Dolayısıyla onlara 'Hata yaptın' diyemeyiz. Ama hata, dediğim gibi, insana özgü bir kavramdır. Hata yapmamak tabii hepimizin arzu ettiği bir şey ama maalesef yapıyoruz." dedi.

Ekrem İmamoğlu'nun adaylığına dair pişmanlık duyup duymadığı sorusuna net bir şekilde "Hayır" yanıtını veren Kılıçdaroğlu, Altılı Masa sürecini şu sözlerle savundu: "Önemli kararlarda tabii arkadaşlarım itiraz ettiler. Mesela ben az önce söyledim, Altılı Masa'nın kurulması dolayısıyla ama doğru olduğuna inandım ve arkadaşlarımı ikna ettim. Her halükarda Cumhurbaşkanlığı'nda yüzde 51 koşulu varsa siz zaten ittifak yapmak zorundasınız. Nitekim bizim ittifakımızdan sonra Erdoğan da ittifak yapmak zorunda kaldı."

Konu Başlığı Kılıçdaroğlu'nun Mesajı / Veri
Toplumun öncü kesimi Nüfusun yüzde 1,5-2’si (Üstün zekâlılar)
Covid-19 aşısı ekonomik getirisi 40 milyar dolar
ASELSAN uzmanı getirme ikramiyesi 5 bin euro
Cumhurbaşkanlığı seçim koşulu Yüzde 51
Yorum yaz...
Yorumlar yükleniyor…